Bugün : 23 Kasim 2017 Perşembe








 

               SARAYLAR KÖŞKLER

          Anadolu Selçuklu sultanlarının yaptırdığı saray ve köşkler oldukça mütevazi yapılardır. Kaba tas ve tuğladan yapdıkları için uzun ömürlü olamamışlardır.

          Kubadabat sarayı Beyşehir

        
          Kudadabad kazı çalışmalarına 1980 yılında başlayan Prof. Dr. Rüçhan Arık ve ekibi, aradan geçen 27 yılda sarayın ana birimlerini ortaya çıkarırken Selçuklu devri şehirciliği ve sanatına ışık tutan önemli veriler de elde etti. Kubadabad'da birbirine kapıyla geçişleri olan bir büyük bir de küçük iki saray kalıntısı yer alıyor.
          Küçük sarayda sultan ikamet ederken büyük sarayda idari işler yürütülmüş. Büyük sarayda sultana ait olduğu sanılan özel bir oda, bu odada su ve kanalizasyon tesisatı bulunduğu da çıkan bir diğer bulgu. Sultanın odasında bol su akan çeşmeler belirlediklerini ifade eden kazı başkanı Prof. Dr. Rüçhan Arık, şunları söyledi: "Sarayın her bölümüne pişmiş topraktan yapılmış çok sağlam künkler döşenmiş. Ayrıca bir hazne keşfettik; bir çeşit kazan dairesi gibi. Orada ısıtılan su künkler aracılığıyla özel odaya getiriliyor, oradan da sarayın diğer kısımlarına sıcak su taşınıyordu. Günümüzdeki kalorifer sistemine benzeyen bir çeşit ısıtma sistemi kullanılmış." Yapılan kazılarda çevre küçük köşkler, depo ve aynı döneme ait bir de şantiye ortaya çıkarıldı. Sarayın inşasında kullanılan çinilerin, tuğlaların, cam malzeme ve madeni eşyaların bu şantiyede yapıldığı düşünülüyor. Sarayın şantiyesinde üst üste sıralanmış halde 500 adet çini depolanmış halde bulundu. Karatay Müzesi'ne teslim edilen çinilerin üzerinde Arapça harflerle hükümdarların lakapları olan 'Es Sultan', 'El Muazzam', 'El Galib' gibi yazılar yer alıyor. Kubadabad'ın sadece bir Selçuk sarayı değil, aynı zamanda bir Selçuklu şehri olduğuna işaret eden Arık, Alaeddin Keykubat'ın buraya bir vali atadığını aktarıyor.
         Konya Beyşehir Kubadabat Sarayı, İbni Bibi’ye göre; Sultan Alâeddin Keykubat Kayseri’den Antalya’ya giderken Beyşehir Gölü çevresinin güzelliğinden etkilenmiş ve buraya bir saray yapılmasını emretmiştir. Sultanın av emiri ve aynı zamanda da mimarbaşılık görevini sürdüren Vezir Sadedin Köpek denetiminde ve sultanın çizdiği kroki doğrultusunda bu saray 1236 yılında yapılmıştır. Alâeddin Keykubat bu sarayı yaptırırken çevresine de bir şehir kurulmasını emretmiştir. Alâeddin Keykubat’ın burada yaptırdığı saray 1949 yılında Konya Müzesi Müdürü Zeki Oral tarafından bulunmuş, ön kazıları yapıldıktan sonra yayınlanmıştır. Konya Müzesi Müdür Mehmet Önder 1956 yılında kazı çalışmalarını sürdürmüştür. K.Otto-Dorn 1965 yılında burada kazılara başlamış, 5.200 m2’lik alana yayılan ve sarayları da kapsayan Selçuklu şehrinin planını ortaya çıkarmıştır. Prof.Dr.Rüçhan Arık 1980 yılından itibaren kazıları yönetmekte ve yapıların ana birimlerini ortaya çıkarmaktadır.
          Saray değişik amaçlı birimlerden meydana gelmiş bir yapı topluluğudur. Burada büyük ve küçük saray gibi yapıların dışında 16’ya yakın yapı kalıntısı, birbirlerinden çitlerle ayrılmış av hayvanları için bir park bulunuyordu. Ayrıca büyük sarayın altında göl kıyısında iki de küçük tersane yapılmıştı. Bütün bu yapı kompleksi bir surla çevrilmiştir. Bu yapıların en büyük özelliği de eyvanların yapılarda ön planda tutulmasıdır. Büyük saray 50.00x35.00 m. Ölçüsünde olup, önünde Beyşehir Gölü’ne doğru uzanan geniş bir terası bulunuyordu. Sarayın güney ve doğusu odalarla çevrilmiş, oldukça düzgün taş döşeli büyük bir avlusu vardı. Buradan büyük salon ve tuğla döşemeli yüksek taht eyvanı ile harem ve misafirlere özgü odaların bulunduğu asıl saray bölümüne geçiliyordu. Sarayın planı simetrik bir düzen göstermemektedir. Burada yapılan kazılarda sarayın son derece zengin çini süslemelerle kaplı olduğunu gösteren buluntularla karşılaşılmıştır. Çinilerin bazıları duvarlar üzerinde, yerinde kalmıştır. Bu çiniler sekizgen yıldız ve haç biçiminde levhalar halinde 2 m. Yüksekliğe kadar tüm duvarları kaplamıştır. Ayrıca aralarına yer yer dört köşe levhalar da yerleştirilmiştir. Buradaki çinilerde ayakta veya oturur vaziyette insan figürleri, büyük olasılıkla Sultan Alâeddin Keykubat’ın portresi, sirenler, çeşitli kuşlar, çift başlı kartal, hayvan ve sembolik figürler bulunuyordu. Bunların yanı sıra ilk defa Kubadabat’ta görülen sır altına yapılmış çok renkli dekorlu çiniler perdah tekniğinde yapılmıştır. Yıldız levhalar halindeki çinilerde ise sır altı tekniğinde firuze, yeşil, mor ve mavi renkler ağırlık kazanmıştır. Ayrıca saray kazılarında figürlü alçı kabartmalara da rastlanmıştır. Kazılarda ele geçen çiniler ve ştükolar Konya Çini Eserleri Müzesi’nde sergilenmektedir.
          Büyük sarayın yanındaki ikinci saray simetrik planlı olup, çok küçük ölçüdedir. Duvarları ve tonozları kısmen ayakta kalan bu saray yeterince incelenememiştir. Bununla beraber sarayın küçük bir planı çıkarılmış ve bu plana göre dikdörtgen planlı dış avlunun iki yanına odalar sıralanmıştır. Dış avludan içeriye girilen bölümde küçük taşlık bir avlunun çevresinde iç içe geçmiş odalar bulunmaktadır. Kubadabat Sarayı’nın tamamlandığı yıl Alaeddin Keykubat ölmüş ve bu sarayda oğlu II.Gıyaseddin Keyhüsrev oturmuştur

        Keykubadiye Sarayı (Merkez)

        Kayseri’nin batısında Şeker Gölü’nün doğu kıyısında Keykubad Dağı’nın eteklerinde bulunan Keykubadiye Sarayı kesin olmamakla beraber I.Alaaddin Keykubat tarafından 1223 yıllarında yapılmıştır. I.Alaaddin keykubad Keykubadiye Sarayı'nda oğlu II. Keyhüsrev ve Vezir Sadedin Köpek’in anlaşması sonucu zehirlenerek ölmüştür.
        Günümüze bu saraydan sivri tonozlu bir yapı kalıntısı ile küçük bir köşk ve mescide benzer bir yapı gelebilmiştir.
        Kayseri’nin 1243 yılında Moğollar tarafından istilası sırasında bu sarayın da yıkıldığı veya yakıldığı sanılmaktadır. Yrd.Doç.Dr.Osman Eravşar’dan öğrenildiğine göre; 1265 yılında bu saray yıkılmıştır. Bu bilgi de Aksaraylı Kerimeddin Mahmud Aksarayi’nin Mesamartü’l Ahar isimli kitabından öğrenilmiştir.
        Prof.Dr.Oktay Aslanapa 1968 yılında burada kazı yapmış ama, Şeker Gölü’nün sularından ötürü de dikkat çeken bir kalıntı veya mimari elemana rastlamamıştır. Bu kazılarda göl kenarında bir iskele ve onun arkasında da bazı temel izleri ile karşılaşılmıştır. Buradaki temeller, sarayın gölden 30 m. kadar kuzeye doğru devam ettiğini göstermektedir. Burada daha çok kervansaray avlularında karşılaşılan dört ayaklı baldaken olarak nitelendirilen bir mescidin ayakları ortaya çıkarılmıştır. Bu ayaklar arasında bulunan kemerlerdeki geometrik süslemeler günümüzde silindiğinden, nasıl oldukları anlaşılamamaktadır.
Sarayın önündeki gölün suları 1992 yılında kurutulduğunda çok sayıda sır altı ve sır üstü tekniğinde çini ile karşılaşılmıştır. Bu çiniler geometrik, bitkisel ve rumi süslemeli olarak yapılmış, içlerinde figürlü olanlarla da karşılaşılmıştır.

         Hızır İlyas köşkü
         Kayseri Kocasinan ilçesi Erkilet kasabasında bulunan Hızır İlyas Köşkü, bir tümülüs üzerinde yapılmıştır. Günümüze gelemeyen bir kitabesine göre köşk 1241 yılında yapılmıştır. Bu kitabeyi ilk defa Mordtmann okumuş ancak bu kitabe sonradan kırılmış ve yok olmuştur. Sonraki yıllarda Barth bu köşkün planını yayınlamıştır.
         Hızır İlyas Köşkü’nün şehir dışında yapılmış olmasının nedeni açıklık kazanamamıştır. Bazı araştırmacılara göre bu yapı Çifte Medrese’deki şifahanesinin göğüs hastalıkları bölümü olarak kullanılmıştır. Bazılarına göre de Selçuklu sultanlarının dinlendikleri bir yerdir.
         Hızır İlyas Köşkü düzgün yontma taştan ve kalın duvarlı olarak yapılmıştır. Köşkün önünde bir merdiven olduğunu, zemin yüksekliği göstermektedir. Köşkün duvarları ön cephelerde yuvarlak, yanlarda ve arkada köşeli kulelerle desteklenmiştir. Köşkün giriş portali mermer kaplamalı olup, ana duvarlardan dışarıya taşan anıtsal bir görünümdedir. Burada birbiri içerisine geçmiş geometrik geçmeler ve aynı şekilde geometrik bordürler dikkati çekmektedir. Portalin içerisinde karşılıklı olarak yerleştirilmiş iki mihrabiye bulunmaktadır. Girişten sonra L şeklinde bir avluya geçilmektedir. Avlunun üzeri portalin arkasındaki bölüm çapraz tonozla, geri kalan bölümler de yuvarlak tonozlarla örtülüdür. Avlunun sağında kare planlı küçük bir mescit bulunmaktadır. Girişin solunda yuvarlak tonozla üzeri örtülü birbirlerine bitişik aynı ölçüde iki oda yapılmıştır. Bu odaların karşısında da avluya açılan yuvarlak kemerli bir mutfak vardır

         Kızıl Köşk (Melikgazi)
         Kayseri’nin güneyinde Ali Dağı’nın eteklerinde Billur Bağları denilen sayfiye yerinde bulunan tepe üzerindeki Kızıl Köşk’ün ne zaman ve kimin tarafından yapıldığını belirten bir kitabesi bulunmamaktadır. Köşkün duvarları üzerindeki taşçı işaretleri ve çevrede ele geçen çini parçalarına dayanılarak XIII.yüzyılın ortalarında yapıldığı sanılmaktadır. Ayrıca Gıyaseddin Keyhüsrev’in 1246 tarihli vakfiyesinde de bu köşkün ismi geçmektedir.
         Kızıl Köşk günümüze gelebilen izlerine göre; doğu-batı yönünde uzanan bir yapı olup, düzgün yontma taştan ve moloz taştan yapılmıştır. Köşkün kuzey ve doğu cephe duvarlarının bir kısmı ayaktadır. Bunun dışında kalan bölümleri ise yıkılmıştır. Yalnızca kuzeydoğu köşesindeki dikdörtgen oda iyi bir durumda günümüze ulaşabilmiştir. Bunun iki yanındaki diğer odaların duvarları ve üst örtüleri tamamen yıkılmıştır. Kalıntılardan anlaşıldığına göre bu köşkte sivri tonozlu bir üst örtü kullanılmıştır. Duvarların üzerinde yer yer alçı sıva izlerine rastlanmıştır. Köşkün çevresinde çok sayıda firuze renkli çini parçalarına rastlanılması bu köşkün çinilerle kaplı olduğuna işaret etmektedir.
         Osmanlı dönemindeki kaynaklarda bu köşkün ismi geçmektedir. Osmanlılar bu köşkü bir süre kullanmışlar sonra da terk etmişlerdir.

         Haydar Bey Köşkü (Kocasinan)
         Kayseri’yi Sivas’a bağlayan ipek yolu üzerinde, Pervane Yazısı denilen yerde, Argıncık Köyü’ndeki Haydar Bey köşkü’nün ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı kesinlik kazanamamıştır. Bazı araştırmacılara göre bu köşk Ertana Beyi Haydar Bey’e aittir. Selçuklu veziri Muineddin Süleyman Pervane’nin Kayseri’de bir köşk yaptırdığı ve bunun da son derece görkemli olduğu belirtilmektedir. Baybars’ın Kayseri’yi işgalinde burası yağmalanmıştır. Buna dayanılarak köşkün kesin olmamakla beraber XIII.yüzyılın ikinci yarısına tarihlendirilmelidir.
         Haydar Bey Köşkü plan şeması ve iç avlu etrafındaki mekanların sıralanışından ötürü Beyşehir Kubadabat Sarayları ile yakın benzerlik göstermektedir. Köşk düzgün kesme taştan 22.00x17.00 m. ölçüsünde yapılmıştır. Dış görünümü ile de anıtsal bir yapı olduğu görülmektedir. Aynı zamanda doğu-batı yönünde uzanan yüksek duvarlı bir kale görünümündedir. Cephelerde mazgal pencereleri bulunmaktadır. Köşkün batısında bulunan giriş bölümü ana duvarlardan dışarı çıkıntı meydana getirmiştir. Portali ince bir bordür içerisine alınmış sivri bir kemer ile onun altındaki basık kemerli bir kapıdan meydana gelmiştir.Giriş tamamen L şeklinde olup, üzeri sivri tonoz örtülüdür. Girişin iki yanında birer niş bulunmaktadır. Bu nişlerin köşkün ahırı olduğu da sanılmaktadır. Girişin karşısında bulunan ve çatıya doğru yükselen merdiven taş basamaklıdır. Girişin büyük kapısının bitişiğinde kare planlı odaya açılan basık kemerli bir kapı daha bulunmaktadır. Köşkün asıl bölümü olan bu kapıdan sonra avluya girilir. Avlu doğu-batı yönünde uzanan sivri bir tonozla örtülmüştür. Bu tonoz ana mekandan daha yüksektir. Avlunun kuzeyinde içeriden birbirleri ile bağlantılı üç oda; güneyde de kapıları avluya açılan değişik ölçülerde dört oda vardır. Bu odaların üzerleri sivri tonozlarla örtülmüş ve içerisi de küçük mazgal pencerelerle aydınlatılmıştır.

         Babük Bey Köşkü (Melikgazi)
         Kayseri Yanıkoğlu Mahallesi’nde, park içerisindeki Emir Şahap Türbesi’nin kuzeybatısında bulunan bu köşkün yanındaki türbe üzerindeki kitabede Moğol Beyi Babük Bey tarafından 1366-1367 yılında yaptırıldığı yazılıdır. Bu kitabede: ”Bu mübarek binanın yapılmasını yüce sultan, milletlerin hakimi, Toga Timur oğlu Hacı Babük, mülkü daim olsun Muharrem h.768 (1366-1367) emretti” yazılıdır.
        Babük Beg Moğol ordusu ile Kayseri’ye gelmiştir. Toga Timur burada şehit düşünce oğlu burada kalmıştır.
        Köşkün kesme taştan yuvarlak kemerli giriş kapısı günümüze ayakta gelebilmiştir.

 


Mustafa Cirban___ mcirban@ttmail.com