Bugün : 20 Eylul 2017 Çarşamba








 

                                                            Emirgan Camii

         Emirgan camii, ana kapısı üzerinde ki talik hat yazısı ile yazılmış manzum kitabeden edinilen bilgiye göre: 1781 yılında I. Abdülhamit tarafından erken yaşta ölen şehzedelerinden Mehmed ve onun annesi Hümâşah hatun için yaptırılmıştır.

         Yusuf han'ın IV. Murat için kondurduğu taht odası caminin yerinde idi. Yalı köşkü 150 yıl sonra o kadar harap duruma gelmişti ki; Sultan I. Abdülhamid yıktırıp, eşi Hümâşah hatun ve oğlu Mehmed için, kendi adıyla anılacak bu camiyi inşa ettirmiştir.

         Haluk Y. Şehsuvaroğlu Emirgan cami ile ilgili şöyle yazmıştır : I. Sultan Hamid, varis bırakmadan ölen Şeyhülislam Esad efendizade Mehmet şerif efendi'nin yalısı yerinde bir cami, bir hamam ve dükkanlarla yeni bir semt kurulmasını irade etmiştir.

         Emirgan caminin kayıkla gelinince yanaşılan mermer merdivenli (patrikum benzeri) girişinin üzeri, ahşap hünkar dairesidir. mabed, kareye yakın bir plan göstermektedir. Caminin bodrum katı olup, duvarları ve minaresi kagir, çatısı ahşap ve kiremit kaplıdır.

         Kapı kitabesi şöyledir: " Didi tarihi itmamını tevfik yapıldı bir mabed-i mev hatek ide ecr ve sevap ihsan.. 1196-1781"

        Tarihci Cevdet Paşa, Emirgan caminin inşasını H.1194 [ M.1780 ] yılı olayları arasında şöyle kaydediyor: Mirgünoğlu sahilhanesi civarında bir camii şerif binasına irade-i seniye ile derhal inşaata başlanıp, sekiz ay zarfında tamamlanmıştır. Fırın, hamam, değirmen,dükkanlar ve yollar yapılarak az zaman zarfında mamur olmuştur.

        Emirgan semti üstlerinde aşıklar tepesinde mevkiinde çıkan İmam suyu Emirgan camii çeşmesinden akmakta olup, böbrek taşlarını düşürmek gibi bir özelliği vardır.

        Cami, bugün mevcut olan bir meydan çeşmesiyle, günümüze ulaşmayan hamam, fırın, değirmen gibi yapılarla bir külliye şeklinde 17. yüzyıla kadar Feridun bey bahçesi diye tanınan, o günden sonra " Emirgün", "Mirgün", " Emirgan" diye anılan yerde Emirgüneoğlu Yusuf Paşa'nın yaptırdığı görkemli sahil sarayın yerine inşa edilmiştir. Fakat bugün burada mevcut olan yapı II. Mahmud döneminden kalmadır. Sol taraftaki avlu kapısı üzerinde bulunan Yesarizade Mustafa imzalı kitabede; yapının II. Mahmud tarafından yeniden inşa edildiği açıkca yazmaktadır. Yapının mimari üslub ayrıntıları ve süsleme programı, I. Abdülhamid döneminin barok mimari üslubundan çok, II. Mahmud döneminin ampir üslubuna uymaktadır. Kısacası bu yapıda I. Abdülhamid döneminden, saygı ifadesi olarak kullanılan yapım kitabesi dışında bir şeyin kalmadığı görülmektedir.

        . Bir avlu içersinde yer alan bu cami, kesme taştan ve kare planlı, ahşap çatılı olarak inşa edilmiştir. Dışarıdan bakıldığında iki katlı olarak görülen yapının güney ve batı cephelerinde arazi eğiminden dolayı depo olarak kullanılan yarım bir bodrum kat mevcuttur. Sözü geçen cepheler küçük farklılıklar dışında birbirlerinin eşi olup, silmelerle ( binalarda aynı zamanda bir süs teşkil ederek çeşitli kısımları birbirinden ayıran, kesiti girintili ve çıkıntılı, pervaz mahiyetinde mimari bir unsur ) enine bölünmüş olan yüzeyleri, plastırlarla ( yüzeyde yer alan örülmüş ayaklar ) hareketlilik kazanmıştır. Bu ayaklar arasında kalan pencerelerden alt katta olanlar dikdörtgen, üst katta olanlar ise yuvarlak kemerlidir. kuzeye bakan giriş cephesi ise daha sade bir görünüme sahip olup, burada bulunan üst kat pencereleri de dikdörtgen biçimlidir. Mihrap eksenindeki I. Abdülhamid dönemi kitabesini taşıyan kapı, cepheden hafifce dışarı taşırılmıştır. Yapının bünyesinden yükselen, alçak bir kare pabuç üzerinde, silindirik gövdeli, tek şerefeli narin minare giriş cephesinin sağ köşesindedir. Akantus yaprağı ve değişik formlar ve süsler ile hareket kazandırılan minare, 19. yüzyıl minarelerine olan yakınlığı ile de bu dönemde elden geçirildiğini düşündürmektedir.

       Caminin Muvakkithane caddesine bakan doğu cephesine bitişik olarak inşa edilen ve bütün cepheye yayılan Hünkar kasrı da iki katlıdır. Müstakil bir girişi olan kasrın, güneyden ve kuzeyden merdivenlerle ulaşılan giriş kapısında, altı sütun tarafından taşınan ve üst katda dışarı doğru çıkma yapan mekanı ise, Sultanın dinlenme odasıdır. Bu odayı dışarıda tutarsak, odaların ve her iki katın da plan olarak pek bir farkı yoktur. Dönemin sivil mimarisini yansıtan kasrın üst katına çift kollu ahşap bir merdivenle ulaşılır. Günümüzde sadece çok kalabalık günlerde ibadete açılan Hünkar kasrı, camiye, alt ve üst katlarda yer alan kapılarla bağlanmaktadır. Bu bağlantıya imkan veren galeri ise, ikisi duvara gömülü sekiz sütun tarafından taşınmakta ve güney ucunda bulunan madeni şebekelerle camiden kısmen soyutlanmış Hünkar mahfilini barındırmaktadır.

        Mahfil kısmı "L" şeklinde, üst katda doğu ve kuzey kanatlarla devam etmektedir. Son cemaat yerinin üst katı, camiye doğrudan açılan, iki uçtan merdivenlerle ulaşılan mahfil şeklinde değerlendirilmiştir. Harem kapısının üst kısmı dönem özelliği olarak, kavisli bir balkon şeklinde caminin içine uzanmakta, üzerinde ki " Ya Hazret-i Bilâl-i Habeşi" levhası bu balkonun müezzin mahfili olarak kullanıldığını göstermektedir.

        Caminin içinde, doğu ve kuzey kanatlarda kullanılmış olan sütunlar, batı ve güney kanatlarda da üst kat pencereleri arasında, yüzeysel sütunlar-duvara gömülü sütunlar halinde devam etmektedir. Bu sütunların üstleri yeşil porfir yada dalgalı mermer tonlarında boyanmış, mahfili taşıyanlarda akantus yapraklı, üst kattakilerde ise kompozit ba<şlıklar kullanılmıştır. Hünkar mahfilinde sütunların arasındaki açıklıklara yerleştirilmiş olan, ampir üslubunun çok başarılı, bitkisel bezemeli, yaldız kaplı üç adet madeni şebekesi, II. Mahmud döneminin tipik süsleme öğelerinden olan ve "Sultan Mahmud güneşi" olarak adlandırılan ışınsal motiflerle taçlandırılmıştır. Yıldız şeklindeki yuvarlak çerçeveli ahşap, ajurlu mahfil korkulukları, kesintisiz olarak, batı ve güney cephelerde de, alt ve üst kat pencerelerini ayırarak devam etmektedir.

        Dıştan, kör bir pencere şeklinde, herhangi bir çıkması olmayan mihrap, içerde kalem işlemeleriyle zenginleştirilmiştir. Stilize çiçek, yaprak ve kıvrık dal motifleriyle hareketlendirilmiş olan mihrap nişinin ortasında, zincirlerle tutturulmuş bir kandil motifi bulunmaktadır.

        Minber ve vaaz kürsüsü ahşap, beyaz boyalı olup, üzerina altın yaldızla bitkisel ve geometrik kabartma ve ajur tekniğinde bezemeler yapılarak çok hareketli görünüm kazandırılmıştır.

        Caminin düz, ahşap tavanının ortasında altın yaldızla yapılmış, ampir üslubunun karekteristik öğeleriyle oluşturulmuş bir göbek bulunmaktadır. Yine II. Mahmud dönemine özgü, o dönemde kullanılan kesişme noktasında çift taraflı yıldızların bulunduğu baklava taksimatlı madeni şebekeler yapının alt kat pencerelerinde çepeçevre kullanılmıştır.

         Günümüzde cami avlusunun kuzeyinde, zaman içersinde pek çok değişiklik geçirmiş binalar, Emirgan karakolu (Çocuk polisi), gasilhane, tuvaletler ve şadırvan bulunmaktadır. Üzerindeki sülüs hatlı iki satırlık manzum kitabeden bu şadırvanın, Mısır valisi Mehmet Ali Paşa'nın haremi Mümtaz kadın efendinin kalfalarından Rebgigül hanım tarafından yaptırıldığı öğrenilmektedir. Cami avlusu içersinde ve şadırvana yakın bir konumda olan Muhtarlık ise buradan taşınarak, çınaraltı çay bahçelerinin bulunduğu alana bir köşeye sıkıştırılmıştır.


 


Mustafa Cirban___ mcirban@ttmail.com