Bugün : 23 Haziran 2018 Cumartesi









 

                ALAHAN MANASTIRI

 
          Alahan;eski adı ile Kocakalesi, Karaman-Mersin karayolu üzerinde ve Karamandan 40 Km. mesafede,Mut'un 20 km. kuzeyinde, orman ürünleri deposunun yanından sağa sapılan ve 4-5 km. içeride bir hayli sarp yamaçta Geçimli (Malya) köyü civarındadır. 1000-1200 m. yükseklikte ve Göksu Vadisine bakan dik bir yamaca oturtulmuştur.

          Hiristiyanlığın Kapadokya ve Likonya (Konya)' da yayılması sırasında bu yeni dini kabul edenlerin takibe uğraması, inanmayanlar tarafından öldürülme korkusu, Hz. İsa'ya inananları dağlık bölgelerdeki mağara kaya oyuklarında ibadete zorlamıştır. İsa'nın havarilerinden St. Paul ve yine Tarsus'ta yaşamış Hristiyan öncülerinden Barnabas 441 yılında Hıristiyanlığı yaymak için Konya-Kapadokya ve Antalya-Antakya'ya kadar maceralı yolculuklar yapmıştır. İşte bu iki Hiristiyan Aziz'in gezileri sırasında konakladıkları her yerde anılarına mabetler yapılmıştır. Alahan Manastırı bunlardan biridir.440-442 yıllarında yapılmış olduğu tahmin edilen Alahan Manastır Külliyesi, Batı Kilisesi, Manastır, Doğu Kilisesi, kayalara oyulmuş keşiş odacıkları ve çevredeki mezarlardan oluşmaktadır.
          Manastır çok eskiden beri bilinmektedir. Burayı ziyaret eden Evliya Çelebi, külliyeyi gayet açık ve geniş olarak bize anlatmıştır. 1826 yılında burasını gezen Fransız Laborde manastırı batı dünyasına tanıtmıştır. 1890 senesinde İngiliz bilim adamlarından Ramsay ve Hogarth Alahanı gezerek ilk ilmi çalışmayı yapmışlardır.
          Alahan’da resmi kazı faaliyetleri 1955 yılında başlamış İngiliz Arkeoloji Enstitüsü adına Prof. Michael Gough çalışmaları 1972 senesine kadar sürdürmüştür. Adı geçenin 1973 senesinde vefatı üzerine çalışmalar tamamlanamadan yarım kalmıştır.
Alahan Harabeleri Göksu vadisinden 1000 m. denizden ise 1300 m. yükseklikte olup, doğu - batı istikametinde uzanan bir teras üzerinde yer almaktadır. Terasın batısında yer alan tabii mağara buradaki ilk yerleşmeğe imkân hazırlamıştır. Anadoluda manastırların yapılmağa başlaması M.S. 357 - 358 senelerinden itibaren başlamıştır. Alahan manastırı da takriben 5. ci asrın ortalarında inşa edilmeğe başlanmış, asrın sonlarına doğru yapım bitmiş, fakat bazı kısımlar hiç bir zaman düşünüldüğü şeklini alamamıştır. Manastırın kurucusu TARASİS adında bir rahip olup, terasın ortalarında, kaya içine oyulmuş lahit - mezarda gömülmüştü.
           Manastır 6. cı asrın içinde sakin bir hayat geçirmesine rağmen 7 - 8. ci asırda İstanbul’u fethe giden Arap akıncılarından etkilenmiş ve hayatiyetini kaybetmiştir. Ancak Manastır hiç bir zaman tamamen terk edilmemiştir. Aynı şekilde 11. ci asırda Türklerin Anadolu-yu istilasında, Selçuklu Türklerinin yerli halka toleranslı davranışları ve din hususunda her hangi bir baskı yapmamaları sebebiyle buradaki Hristiyan merkezleri kendilerini muhafaza etmiş ancak yayılma imkânı bulamamıştır.
            Manastır külliyesi batıda tabii bir mağara ile başlamaktadır. İlk araştırmalar sırasında burasının prehistorik bir yerleşme yeri olabileceği fikri ileri sürülmüş, fakat kazılar neticesinde bu hipotezin yanlış olduğu görülmüştür. Bu mağara muhakkak ki buradaki ilk iskânı sağlamış, dini merkezin ilk çekirdeğimin oluşmasına yardımcı olmuştur. Mağara Kızıldeniz kıyısındaki St. Anthony ve St. Paul mağaralarının oynadığı rolü oynamıştır. Oyuğun doğu kenarındaki apsisin bu gün bile sağlam olduğu kolayca görülür. Mağaranın üzerinde insan eli ile oyulmak suretiyle meydana getirilmiş keşiş hücreleri yer almaktadır.
Mağaranın hemen doğusunda büyük bazelikanın kapısı yer al¬maktadır. Kapı yapıldığı şekilde zamanımıza gelmiş bulunmaktadır. Bazelika 3 neften ibaret olup, kuzey duvarının yamaca dayanması nedeniyle sel sularından ve yuvarlanan taşlardan ziyadesiyle etkilenmiş, harap olmuştur. Bu sebepten üst kısım hakkında kesin bir şey söylemek mümkün olmamaktadır. Üç neften ortadaki nin nihayetinde apsis yer almakta, dini törenler buradan idare edilmekteydi. Din adamlarının oturmaları için iki sıra halinde amfi tiyatro şeklindeki oturma yerleri apsis duvarına dayanmaktadır.
           Binanın en ilginç yanı yukarıda bahsettiğimiz kapı ve onun üzerindeki işlemelerdir.Kapı sövelerinin içinde kanatlı 5 melek tasviri yer alır.Ayakları altında tahribat nedeniyle tesbiti güçleşmiş bir takım figürleri çiğneyen bu beş melekten birisinin Mikail, diğerinin ise Cebrail olduğu anlaşılmaktadır. Cebrail’in ayakları altında bir boğa ve bir adam figürü yer almakta, bunun ilk çağ tanrılarından İs is olduğu anlaşılmaktadır.
           Diğer meleğin ayakları altında ise Frigya takkeleri bulunan iki kadın figürü yer alır ki; bunlarında ana tanrıça Kibele ve diğer bir tanrıçayı temsil ettiği tahmin olunmaktadır. Bu kompozisyon bize Hiristiyanlığm Anadoluya gelmesi ile bu ilkel dinleri ayaklarının altına aldığı ve onlara galebe çaldığı ifade edilmek istenmiştir.
           Aynı kapının lentosunun alt yüzünde ise : dört incil yazarının sembollerinin işlenmiş olduğu göze çarpar. Yanlarda bir aslan ve bir boğa başı ve ortada bir kartal figürü yer alır. Hepsinin üzerinde ise kanatlı bir melek bulunmakta, yanlarda ağaç figürleri yer almaktadır.
Lentonun dış yüzünde ise uçar vaziyette iki meleğin ortasında Madalyon içinde Hz. İsa’nın büstü yer almaktadır. Sövelerin dış yüzünde ise 4 insan portresi yer almakta, bunların İncil yazarlarına ait olduğu fikrini uyandırmaktadır. Bütün bu dekorlar bu kilisenin İncil yazarları yani Evangelist'ler adına yapıldığına işaret etmektedir.
            Yukarıda bahsettiğimiz kilisenin doğusunda bir avlu ve bir takım mekanlar yer almakta, humardan birisinin fırın olarak kullanıldığı kazılar sonunda anlaşılmıştır.Kilisenin güneyinde, hemen bitişik ve doğu - batı istikametinde uzanan revaklı bir yolun «Portiğin» yer aldığı ve doğudaki kiliseye bağlandığı görülür.Revaklı yol düz olmayıp, seviye farkı merdivenler ile giderilmeğe çalışılmıştır. Yolun uzunluğu 115 m. olup, güney kenarı gayet büyük kesme taşlarla örülmüştür. Bu taş duvarın üzerinde sütunlar yer almakta idi. Yalnız bu revaklı yol hiç bir zaman tamamlanamamıştır. Revaklı yolun tam ortasında ve güney duvarının üzerinde anıt görünüşlü bir yapı yer alır. Yapı külliyenin kurucusu Tarasis'in mezarının tam karşısında yer aldığından onun anısına atfen dikildiğini söyleyebiliriz. Anıt 3 nişli olup, üst kısmında Suriye tipi bir alınlık yer alır. Alınlığın kenarlarındaki üçgen boşluklar içinde uçar vaziyette melekler yer alır.
Bu çeşit figürler orta çağın başlarında, Romanın başlıca tezyinat motiflerinden birisidir. Burada figürler üst üste yığılırcasına tasvir edilmiş olup, plâstik sanat sahasında fakir kalmış Hristiyan sanatının ilgi çekici bir örneğidir.
            Revaklı yolun kuzey tarafında, batı bazelikasının arkasında Prof. Gough tarafından kazı neticesinde meydana çıkarılan vaftizhane yer alır. Vaftizhane; dikdörtgen biçiminde ikiside apsisli ve biribirinden 3 sütun ile ayrılmış iki mekândan meydana gelmiştir. Kuzeydekinin içinde dört kollu, haç biçiminde bir havuz bulunurVaftizhanenin doğusunda ve kuzey yamaç içine oyulmuş bir sıra hücreler bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesinin içinde kurucu Tarasis'in kitabeli lâhdi yer alır. Kitabede şöyle denilmekte ve külliyenin tarihlenmesinde bize yardımcı olmaktadır. «Burada çok mümtaz Flavius Severinus ve Flavius Dagalaiphus'un konsüllüğünden sonra, indiktionun I5.ci yılının 13 şubatında, kutsal oruçların ilk haftasının salı günü ölmüş olan, hatırası mukaddes, kurucu Tarasis yatıyor.»
Manastır kurucusunun M.S. 462 de öldüğüne göre Manastırı M.S. 450 lerde inşa ettirdiği ileri sürülebilir. Kurucu bu dağda sadece ufak bir kilise kurmuş, ondan yıllarca sonra diğer binalar inşa edilmiş olabilir. Nitekim doğudaki kilisenin sütun başlıklarının üslûpları daha geç bir devre, M.S. 560 tarihleri civarına işaret etmektedir. Keza kazılar sırasmda 4 - 5 - 6 cı asırlara ait sikkeler bulunmuşsada, bunlar külliyenin tarihlemesinde kesin bir delil olamazlar. Yalnız batıdaki kilisenin daha erken, doğudakinin daha yeni olabileceği, M.S. 450 - 550 yılları arasında inşa edildiğini söylevebiliriz
          Revaklı yolun nihayetinde, komplex'in en sağlam kalmış binası yer alır. Binanın sadece üst örtü kısmı noksandır. İtinalı bir işçilik ile kesme taşlardan yapılmış, mümkün olabilecek her yerinde zengin surette kabartma süsler ile bezenmiştir. Kilisenin önünde bir avlu. yer alır. Girişinde 3 kapısı bulunan kilise, daha ziyade bazelika havası vermektedir. Fakat daha ilk anda üst yapının bazelika prensiplerinden ayrı bir karakterde olduğu dikkati çeker. Ortadaki büyük nef; taş kemerler ile takviye edilmiş bir örtüye sahiptir. Bu kemerler nefte çıkıntı teşkil eden büyük sütunlara oturmaktadır. Küçük yan neflerin başka hiç bir Bizans kilisesinde görülmeyen bir özelliği; bunlann bema hizasında birer apsisle kapanmasıdır.
Büyük nef, yan neflerden iki sütunla ayrılmıştır. Burada enteresan olan bir hususta kilisenin kuzey duvarı doğrudan doğruya tabii ka yanın düzeltilmesi sayesinde elde edilmesidir.
            Alahan Külliyesinin en önemli ve sanat tarihi yönünden en ilgi çekici tarafı, ortadaki büyük nefin ortasında paye ve sütunların üzerine oturtulmuş dört kemer üzerinde yükselen kule biçimindeki kısımdır. Çok muntazam kesme taşlardan yapılmış, hafifçe dikdörtgen plânlı kulenin binayı aşan duvarlarında her cephede bir tane olmak üzere dört pencerenin yer aldığı görülür. Alt kısımda kare plâna sa¬hip olan kule yukarıda sekizgene geçişin unsurlarına sahiptir. Kulenin örtü sistemi bir problem olarak durmakta, örtünün taştan veya daha hafif bir çatı üe örtûîdüğü ileri sürülmektedir. Verzone örtünün taştan olduğunu, Gough ve Forsyth ise ahşap olduğunu ileri sürmektedir.
            Muhakkakki Alahan Manastır Komplex'inin bu Kilisesi Anadolu mimari tarihinin başlıca eserlerinden birisidir. Burada klâsik bazelika prensipleri önemli ölçüde değişikliğe tabi tutularak yeni bir yapı ve mekân anlayışı ortaya konulmağa çalışılmış ve oldukçada başarılı olmuştur. Burada 8. cı yüzyılda, Ayasofya'ya ulaşan kubbeli bazelika yapı fikrinin güzel hatta, mükemmel bir ömeği üe karşılaşılır, Süsleme henüz ilk çağ geleneklerini kuvvetle aksettirmekte isede bunların Barok bir zevkle kalabalık ve ağır bir şekil alması, zengin hiristiyan motifleriyle karıştırılması, bölge taş plâstiğinin başlıca vasıflan olarak aksetmektedir.
Mustafa Doğan
 




Mustafa Cirban___ mcirban@ttmail.com