Bugün : 23 Eylul 2014 Salı








 

                İSKENDER LAHDİ

          Topkapi Müzesi gibi, onun hemen yaninda bulunan Arkeoloji Müzesi de sanat harikalari en güzel örnekleri buradadir.Eski çagin en güzel
eserlerinden biri olan Büyük Iskender lahdi de burada bulunuyor.

           Osman Hamdi Beyin 1887 de antik Sayda (Lübnan) kraliyet nekropolünde gün ışığına çıkardığı lahit, tartışmasız, tüm arkeoloji dünyasının da en önemli buluntuları arasında yer alır. Burada ebedi uykuya çekilen kişi sanılanın aksine büyük İskender değildir. Sayda (Fenike) kralı Abdalonymostur yani önceleri bir bahçivan olan, ama sonradan Iskender tarafindan Dogu Akdeniz ülkelerine yönetici atanan Abdalonymos’a aittir.Tarihin en çarpıcı, en etkileyici figürüne ve onun bu kimliğine vurgu yapan sahneler, işte bu yapıtı benzersiz kılar. Lahtin bir yüzünde, Yunanistan daki küçük bir krallığın sahibi Makedon lideri İskender’e büyük Asya kapılarını açan tarihi an resmedilir.Lahit, yassı bir taban bölümünün üstünde yanlamasına duran bir dikdörtgenler prizması biçimindedir; tepesinde bir Yunan tapınağınınkini andıran bir beşik çatı vardır. Prizmanın dört yan yüzüyle çatının üçgen alınlıkları kabartmalarla kaplıdır.Uzun yüzlerden birinde Yunanlılarla Persler arasındaki bir çarpışma canlandırılmıştır.Bu kabartmanın sol yanındaki, at üstünde betimlenmiş figür İskender'dir. Sırtında Herakles' in simgesi olan aslan postu vardır.Dar yüzlerden birinde ve bunun üstündeki alınlıkta birer çarpışma sahnesine yer verilirken, öbür dar yüzde bir pars avı, alınlıkta ise gene Perslerle Yunanlıların çarpışması konu edilmiştir.

           Eski Yunan sanatında âdet olduğu gibi, beyaz mermerden yapılmış İskender Lahti' nin, Savaş ve av sahneleri ile kralın yaşamından olayların
canlandırıldığı bütün kabartmaları kırmızı, mavi, sarı, mor, kızıl kahve, fildişi, aşı boyası, toprak rengi, siyah gibi çeşitli renklerle boyanmış ve
boyaları yüzyıllardır canlılığını korumuş. Epeyce solmuş ve yer yer kaybolmuş olmakla birlikte, bu boyaların izleri bugün de seçilebilmektedir.

            Bu, Anadolu da 2 yüzyıl boyunca hakimiyet kurmuş, Perslerle, onların hükümdarı, krallar kralı, Darius ile yapılan İssos Savaşıdır (MÖ 333).
Dikkat çekici olan, İskender in burada yarı tanrı kahraman Herakles in aslan başlığı ile işlenmesidir.
Tıpkı bastırdığı sikkelerdeki gibi. O, yorulmak bilmez savaşkanlığıyla Herakles in, İlyada nın efsanevi kahramanı Aşil in yeryüzüne yansımasıdır.
Dahası, başlığının kenarlarında betimlenen koç boynuzlarıyla da Mısır tanrısı Amon-Ra nın, güneşin çocuğudur. Lahit renklerini yüzyıllara teslim
etmiş olmakla birlikte halen kısmi olarak renkler lahitte mevcut.İskender hakkında yazılanlar, onun gerçekten de kimsenin düşlerine bile sığdıramayacağı bir idealin peşinden gittiğini gösterir. Hayli etkisinde kaldığı Doğulu halklarla Batılıların kaynaştığı bir dünya devleti yaratmak. Barış içinde. Yeryüzünde yaşayan tüm insanlara dokunmak, tüm toprakları solumak ve ayağının altında hissetmektir isteği. Ama gördüğü direnişi de ezip geçerek, toza, küle dönüştürmekten geri kalmaz. Muhteşem bir komutan , akıllı bir hatiptir.Ama altınları, gümüşleri, sahip olduğu kişisel hazinesini umarsızca, elini kirden temizlemek
istercesine dağıtır. Bir maceraperest, kaşiftir aynı zamanda. Öyle ki, kimselerin gitmeye cüret edemediği bilinmez diyarlara, Himalayalara sürüklenecek denli coşku doludur. Öte yanda, krallık çıkarlarının doğrultusunda stratejik şekilde hareket eden zeki bir melankolik, soyut düşünce, metafizik ve gerçeklik arasında bir yalnızdır. Bu nedenle hem sevilir, hem de garipsenir. Aynı ölçüde de korkulur. Nasıl algılanırsa algılansın, sonuçta onun için söylendiği gibi yeni bir çağ başlatmıştır .İskenderin bastırmış olduğu sikkeler bile zenginliğini yansıtır. Ele geçirdiği her yerde gümüş tetradrahmilerini ve drahmilerini bastırmıştır. Bunlar bile zenginliğinin göstergesidir.


             KAYIP MEZAR : KLASİK KAYNAKLAR
             Bugün, İskender’in mezarına ait hiçbir ize rastlanılmamaktadır ve mezardan kalan da herhalde çağdaş İskenderiye’nin altında kalmıştır. Ama
mezarın nerede olduğunu yaklaşık olarak biliyoruz: Strabon, bunun doğu limanın yanında krallık ikametgâhları, tapınaklar ve büyük parklarıyla
“Saraylar” olarak bilinen bölgede olduğunu belirtmektedir.
              İskender’in mezarının da kentin bu kuzeydoğu semtinde denize yakın ya da deniz kenarında olması mümkündür. Ancak elimizdeki yazılı
kaynaklarda görünümü ya da boyutları hakkında açık bir ipucu yoktur ve mezarı, kentin, kilden yapılmış süslü lambaların üzerindeki küçük
temsili resimlerinde tespit etmek pek inandırıcı değildir.
             Latin şairi Lucanus’un birinci yüzyıldan kalma bir şiirinde, cesedin bir yeraltı odasında bulunduğu belirtilmektedir. Lucanus mezarın biçim olarak
piramite benzer olduğunu ima ediyorsa da, bundan inandırıcı görünümünü çıkarmak mümkün olamamıştır. İskender’in mezarının o zamanki mozolelerde kural olduğu gibi (bunların en ünlüsü Türkiye’de Halikarnassos’ta [Bodrum’da] bize “mozole” sözcüğünü veren Kral Mausolus’un mezarıdır) kare ya da dikdörtgen olup olmadığını ya da dairevi biçimiyle geleneklerden ayrılıp ayrılmadığını bilemiyoruz.
             Lucanus’un arkeolojik dilde dairevi bir mezar (genelde üzerinde toprak bir höyük vardır) anlatmak için kullanılan tümülüs sözcüğünü kullanmış olması, İskender’in mezarının mutlaka daire biçimli olduğunu kanıtlanamaz: Şiirlerde bu sözcük, tanımlamalardaki doğruluk yerine kafiye ya da vezin ihtiyacı için de seçilmiş olabilir. Gerçek şu ki, İskender’in mezarının biçimi ve süslemeleri hakkında bugün hiçbir gerçekçi fikre sahip değiliz ve bu anıtı görmüş ya da ondan etkilenmiş olanların eski çağlarda mutlaka var olmuş olması gereken yazılı metinleri de, ne yazık ki günümüze kadar ulaşmamıştır.

             NUMIDIA’DAKİ BENZERLERİ

             Somut kanıt olmaması karşısında varsayımlara gitmek zorundayız. Kuzey Afrika’da Mısır dışında günümüze kalan en önemli Roma öncesi anıtlar hiç kuşkusuz Numidialı kral ve prenslerin Cezayir’de Siga, Tipasa, Constantine ve Batna ile Tunus’ta Dougga’daki örneklerdir.

Bunların hepsi Yunan Helenistik dünyasıyla yakın ilişkileri gösterirler ve hemen hemen hepsinde görülen dört eşit olmayan parçaya bölünmüş yüksek
sahte kapı, Makedonya mezar mimarisinde çok yaygındır.İskender’in İskenderiye’deki mezarının daire biçimli olduğu ve önce Numidialı kralların
ve sonra da Augustus’un, ünlü seleflerinin mozolesini örnek aldıkları varsayımı ileri sürülebilir. İskender’ in mezarının ya serbest ya da birbirine
bağlı sütunlarla çevrili olduğunu (Le Medracen ve Tipasa’da olduğu gibi) ve heykel bakımından da zengin olduğunu tahmin edebiliriz. Ama bütün
bunlar somut kanıtlardan yoksundur.


             İskender'in İskenderiye'deki mezarının daire biçimli olduğu ve önce Numidialı kralların ve sonra da Augustus'un, ünlü seleflerinin
mozolesini örnek aldıkları varsayımı ileri sürülebilir. İskender' in mezarının ya serbest ya da birbirine bağlı sütunlarla çevrili olduğunu (Le
Medracen ve Tipasa'da olduğu gibi) ve heykel bakımından da zengin olduğunu tahmin edebiliriz. Ama bütün bunlar somut kanıtlardan
yoksundur.
             Son zamanlarda Achille Adriani tarafından İskenderiye'deki doğu mezarlığında ak mermerden yapılma basit bir mezarın İskender'in mezarı
olarak gösterilmesi girişimi inandırıcı değildir. Ancak arkeologlar gerçek mezarın kalıntılarını çağdaş İskenderiye'nin altında (bir rastlantıyla)
bulana kadar, bu olağanüstü insanın son istirahatgâhının neye benzediğini asla öğrenemeyeceğiz.


 


Mustafa Cirban___ mcirban@ttmail.com