Bugün : 20 Eylul 2017 Çarşamba








 

                 MEVLANA DERGAHI

            Bugün müze olarak kullanilmakta olan Mevlâna Dergâhi'nin yeri, Selçuklu Sarayi'nin Gül Bahçesi iken bahçe, Sultan Alâeddin Keykubad tarafindan Mevlâna'nin babasi Sultânü'l-Ulemâ Bâhaeddin Veled'e hediye edilmistir. Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 tarihinde vefat edince türbedeki bugünkü yerine defnedilmistir. Bu defin gül bahçesine yapilan ilk defindir.

            Sultânü'l-Ulemâ'nin ölümünden sonra kendisini sevenler Mevlâna'ya müracat ederek babasinin mezarinin üzerine bir türbe yaptirmak istediklerini söylemislerse de Mevlâna "Gök kubbeden daha iyi türbe mi olur" diyerek bu istegi reddetmistir. Ancak kendisi 17 Aralik 1273 yilinda vefat edince Mevlâna'nin oglu Sultan Veled Mevlâna'nin mezari üzerine türbe yaptirmak isteyenlerin isteklerini kabul etmistir. "Kubbe-i Hadra" (Yesil Kubbe) denilen türbe dört fil ayagi (kalin sütun) üzerine 130.000 Selçukî dirhemine Mimar Tebrizli Bedrettin'e yaptirilmistir. Bu tarihten sonra insaî faaliyetler hiç bitmemis 19. yüzyilin sonuna kadar parçalar halinde devam etmistir.

           Mevlevî Dergâhi ve Türbe 1926 yilinda "Konya Âsâr-i Âtîka Müzesi" adi altinda müze olarak hizmete baslamistir.1954 yilinda ise müzenin teshir ve tanzimi yeniden gözden geçirilmis ve müzenin adi "Mevlâna Müzesi" olarak degistirilmistir. Müze alani bahçesi ile birlikte 6.500 m² iken, yeri istimlak edilerek Gül Bahçesi olarak düzenlenen bölümlerle birlikte 18.000 m²'ye ulasmistir.

          Müzenin avlusuna "Dervîsân Kapisi" ndan girilir. Avlunun kuzey ve bati yönü boyunca dervis hücreleri yer almaktadir. Güney yönü, Matbah ve Hürrem Pasa Türbesi'nden sonra, Üçler Mezarligi'na açilan Hâmûsân (Susmuslar) kapisi ile son bulur. Avlunun dogusunda ise Sinan Pasa, Fatma Hatun ve Hasan Pasa türbeleri yaninda semahane ve mescit bölümleri ile Mevlâna ve aile fertlerinin mezarlarinin da içerisinde bulundugu ana bina yer alir. Avluya Yavuz Sultan Selim'in 1512 yilinda yaptirdigi üzeri kapali sadirvan ile "Seb-i Arûs" havuzu ve avlunun kuzey yönünde yer alan selsebil adi verilen çesme, ayri bir renk katmaktadir.

          Tilâvet Odasi

          Tilâvet Arapça bir kelime olup,Kur'an-i Kerim'i güzel sesle ve usulüne uygun olarak okuma anlamina gelir.Geçmiste bu oda da Kur'an-i Kerim okunuldugu için buraya tilâvet odasi denmistir. Halen Hat Dairesi olarak kullanilmaktadir.

          Hat Dairesi'nde Mahmud Celaleddin, Mustafa Rakim, Hulusi, Yesarizâde gibi devirlerinin meshur hattatlarinin levhalari yaninda, Sultan II. Mahmud'un yazdigi altin kabartma bir levha da yer almaktadir. Gümüs kapi üzerinde teshir edilmekte olan Yesarizâde Mustafa Izzet Efendi'nin hatti ile yazilmis olan Molla Cami'ye ait Farsça beyitte söyle denilmektedir.

Kabetü'l-ussâk bâsed in mekam
Her ki nakis amed incâ sod temam
(Bu makam asiklarin kâbesi oldu.Buraya noksan gelen tamamlanir)

           Huzûr-i Pîr (Türbe)

            Türbe salonuna Sokullu Mehmet Pasa'nin oglu Hasan Pasa'nin 1599 yilinda yaptirdigi gümüs kapidan girilir. Burada bulunan iki vitrin içerisinde Mevlâna'nin meshur eserlerinden Mesnevi'nin, Divân-i Kebir'in en eski nüshalari sergilenmektedir. Türbe salonunu üç küçük kubbe örter. Üçüncü kubbeye post kubbesi de denilir ve yesil kubbeye kuzey yönünden bitisiktir. Türbe salonu doguda, güneyde ve kuzeyde yüksekçe bir set ile çevrilir. Kuzeyde iki parça halinde yer alan yüksek setlerde 6 Horasan erinin sandukalari yer almaktadir. Horasan erlerinin hemen ayak ucunda ise Ilhanli Hükümdari Ebû Said Bahadir Han için yapilmis nisan tasi sergilenmektedir. Yine burada yer alan iki levha, Mevlâna'nin felsefesini ve düsünce sistemini açiklamasi açisindan mühimdir. 1. levha Türkçedir ve söyledir;

"Ya oldugun gibi görün
Ya göründügün gibi ol"
Hz. Mevlâna

          Ikinci levha ise Mevlana'nin Farsça bir rubaisidir. Rubainin Türkçe çevirisi söyledir;

"Gel, Gel, ne olursan ol, gel!
Ister kâfir, ister mecûsî, ister puta tapan ol, gel!
Bizim dergâhimiz ümitsizlik dergâhi degildir.
Yüz kerre tövbeni bozmus olsan da yine gel!"


         Hz. Mevlâna
         Türbe salonunu doguda ve güneyde çevreleyen yüksekçe set üzerinde ise Mevlâna ve babasi Bahaeddin Veled'in soyundan gelme, 10'u hanimlara ait olmak üzere 55 adet mezar ile, Hüsameddin Çelebi, Selâhaddin Zerkûbî ve Seyh Kerimüddin gibi mevlevîlikte makam sahibi olmus 10 kisiye ait toplam 65 mezar bulunmaktadir. Hanimlara ait mezarlarin üzerinde yer alan sandukalara sikke konulmamistir.

         Yesil Kubbenin tam altinda Mevlâna'nin ve oglu Sultan Veled'in mezarlari yer almaktadir. Mezarlarin üzerindeki iki bombeli mermer sandukayi 1565 yilinda Kanunî Sultan Süleyman yaptirmistir. Sandukalarin üzerinde yer alan altin sirma tellerle islenilmis Pûsîde ise Sultan Abdülhamid II. tarafindan 1894 yilinda yaptirilmistir. Halen Mevlâna'nin babasi Bahaeddin Veled'in mezari üzerinde bulunan ve bazi kisilerin "oglu gelince babasi ayaga kalkmis" dedikleri ahsap sanduka ise, bir Selçuklu saheseri olup, 1274 yilinda Mevlâna için yaptirilmistir. Kanunî, Mevlana ve oglu Sultan Veled'in mezarlari üzerine 1565 yilinda yeni bir mermer sanduka yaptirinca, ahsap sanduka buradan kaldirilmis ve sandukasi olmayan Mevlâna'nin babasinin mezarinin üzerine konulmustur.

          Semâ-hâne

          Semâhâne bölümü, Mescid bölümü ile birlikte XVI. yy. da Kanunî Sultan Süleyman tarafindan yaptirilmistir. Semâhâne'de semâ, 1926 yilinda Dergâh müze oluncaya kadar devam etmistir. Semâhâne'de yer alan naat kürsüsü ve müzisyenlerin oturduklari mutrib hücresi ile erkekler ve hanimlara ait mahfiller orijinal halleri ile korunurken, Semâhâne'nin uygun duvarlarinda tarihi halilar ve yine vitrinler içerisinde madeni ve ahsap eserlerle Mevlevî musiki aletleri sergilenmektedir.

           Mescid

           Mescide çerag kapisindan girilir. Ayrica mezarlarin bulundugu huzûr- pîr ve Semâhâne bölümlerinden de birer küçük kapi ile geçisler vardir. Bu bölümde müezzin mahfili ve Mesnevîhân kürsüsü orjinal halleriyle muhafaza edilmektedir. Mescidin güney duvari üzerinde çok degerli hali ve ahsap kapi numuneleri sergilenirken, Mescid içerisine serpistirilen 10 adet vitrinde de çok degerli cilt, hat ve tezhip numuneleri sergilenmektedir.

            Hali Kumas Bölümü - Dervis Hücreleri

            Mevlâna Dergâhinin ön avlusunun bati ve kuzey yönünü çevreleyen, her birinde birer küçük kubbe ve baca bulunan 17 hücre bulunmaktadir. Bu hücreler Padisah III. Murat tarafindan 1584 yilinda dervislerin ikameti için yaptirilmistir. Bu hücrelerden giris kapisinin saginda kalan dört hücre, halen gise ve idare binasi olarak kullanilmaktadir. Girisin solunda kalan 13 hücrenin bastan iki tanesi postnisîn ve Mesnevîhân hücresi olarak, orjinal esyalari ile teshir edilmistir. En sondaki iki hücre ise degerli kitap koleksiyonlarini müzemize hediye eden Rahmetli Abdülbakî Gölpinarli ile Dr. Mehmet Önder'in kitaplarina tahsis edilmistir. Halen kütüphane olarak hizmet vermektedir. Diger 9 hücrenin ara duvarlari kaldirilarak birbirine bagli iki büyük koridor elde edilmistir. Bu koridorlardan birinde ülkemizin Kula, Gördes, Usak, Kirsehir gibi yörelerine ait tarihi halilari, diger koridorda ise Konya Iline bagli, Ladik, Karaman, Karapinar, Sille gibi yörelerde dokunmus tarihi halilar sergilenmektedir. Bu hücrelerin koridora açilan pencere ve kapi bosluklarina yapilan vitrinlerde ise Mevlevî etnografyasina ait pazarci masasi, mütteka, nefîr gibi Dergâhtan müzeye nakledilen tarihi nitelikteki esyalarla, müze koleksiyonunda yer alan son derece degerli Bursa kumaslari sergilenmektedir.

             Matbah Bölümü

            Matbah müzenin güney bati kösesinde yer alir. 1584 yilinda Sultan III. Murat tarafindan yaptirilmistir. Dergâhin müzeye dönüstürülügü 1926 yilina kadar yemek ihtiyaci burada karsilaniyordu. 1990 yilinda yapilan onarimlardan sonra bu bölümün teshir ve tanzimi mankenler ile yeniden yapilmistir. Matbahin asil islevi olan yemek pisirme ve somat denilen sofrada yemek yeme adabi mankenlerle anlatilmaya çalisilmistir. Matbahin diger islevlerinden olan Nev-ni-yâz denilen Mevlevî aday adayi saka postu üzerinde otururken, Semâ talim çivisi yaninda ise Semâ Dedesi'nin can tabir edilen Mevlevî dervis adayina semâ talim ettirisi anlatilmaya çalisilmistir.

         

             Mevlana Müzesi gerek mimarisinde gerekse müze içinde bulunan ilginç tarihi eserler ile gizemini hala saklıyor. Özellikle mimarisinde ve dergah içindeki eserlerin yapım malzemelerinin o günün özelliklerine göre oldukça ileri bir safhada olması dikkat çekiyor. Binanın inşası sırasında inşaa malzemesinin içine hem yapı sağlam olsun hem de karıncalar içeri girmesin diye inşaat ustaları tarafından yumurta akı katıldı. Bu sayede duvarlara çivi bile çakarken zorlanacak kadar sağlam bir yapı elde edilirken karınca ve böceklerin dergah içine girmesi engellendi. Ayrıca müze içinde yapılan özel bir düzenek ile mum isleri ve insanların ağzından çıkan su buharı bir yerde toplanarak yapıya ve müze içindeki eserlere nemden dolayı zarar gelmesi engellendi.
Müzede şu an sergilenen ve zamanında Mevleviler tarafından kullanılan el yazması Kur`an-ı Kerim`ler, hem nemden etkilenmesin hem de güveler yemesin diye mum isi ile yazıldı. Bu sayede 11. Yüzyıldan bu yana dergahtaki birçok Kur`an-ı Kerim bugün bile hala bozulmadan durabiliyor. Ayrıca müze içine örümceklerin girmemesi ve yuva yapmaması için müzenin muhtelif yerlerine devekuşu yumurtaları asıldı. Bu yumurtalar sayesinde müzenin içine hiç bir koşulda örümcek giremiyor.

          Zamanının Ötesinde Bilim Malzemeleri
          Hz. Mevlana zamanında Mevlevilerin musiki ile ilgilendikleri tarihi belgelerde belirtiliyor. Müze içinde yer alan bir bölümde Mevlevilerin o zamanlar musiki yapmak için kullandıkları müzik aletleri sergileniyor. Bu aletler içinde bulunan keman ise özellikle dikkat çekiyor. Dünyadaki tek 8 telli keman olan bu kemanın Türk Musikisinde bulunan bütün makamların rahatlıkla çalınabildiği nadir kemanlardan olduğu belirtiliyor. Ayrıca Galileo`nun "Dünya Yuvarlaktır" diye ortaya attığı tezi nedeni ile Engizisyon mahkemesinde yargılanıp işkence gördüğü ve asıldığı o yıllarda dergahta eğitim gören Mevlevilere dünyanın yuvarlak olduğu gerçeği hazırlanan küçük dünya küresi ile uygulamalı olarak anlatılıyordu. Müzede bulunan seccadelerde ise Pablo Picasso`nun fikir babalığını yaptığı iddia edilen soyut resim örneklerinden Picasso`dan yüzyıllar önce bulunması ise dikkat çekici özelliklerden birisi.
Hz. Mevlana, 17 Aralık 1273 yılında vefat edince türbesi Dergahın içine yaptırıldı ancak Mevlana`nın asıl mezarı sandukasının aşağısında yer alıyor. Yaptırıldığı yıldan beri Mevleviler dahil kimsenin girmediği bu mezara rivayete göre sadece bir kişi girebildi. Bu kişi de Sultan 4.Murat. Mevlana`nın türbesini ziyaret ettiğinde dergahta bulunanlara mezara girmek istediğini söyleyen ve bütün ısrarlarına rağmen mezara girmesine izin verilmeyen 4. Murat bunun üzerine elindeki tespihi, ağzı açık olan mezar yerinin içine atmış ve tespihini düşürdüğünü ve birinin gidip almasını istemiş. 7 yaşındaki bir çocuk mezara indirilerek tespih aldırılmış. Mezar yerine girip çıkan çocuğun dilinin tutulduğu ve o günden sonra bir daha konuşamadığı rivayet ediliyor. O günden sonra mezar yerinin üzeri betonla kapatılıp üzeri kurşunla kapatıldığı ve kimsenin mezara girmediği ifade ediliyor.

 


Mustafa Cirban___ mcirban@ttmail.com